Kayıt Ol Giriş Yap

İcra İnkâr Tazminatında Şartlar, Likidite Ölçütü ve Hesaplama: İİK m. 67 Uygulaması

İcra ve İflas Hukuku· 9 dk okuma

İcra inkâr tazminatı; usulüne uygun takip, süresinde itiraz, bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davasında haklı çıkma, açık talep ve likit alacak şartlarına bağlıdır. Yazı, bu şartları güncel Yargıtay kararları ışığında, hesap esası ve benzer tazminat kurumlarından ayrımıyla birlikte ele almaktadır.

İtirazın iptali davalarında asıl alacak kadar önem taşıyan kalem çoğu zaman icra inkâr tazminatıdır. Uygulamada tazminat talebinin reddi, istinaf ve temyiz aşamalarında en sık bozma veya düzeltme gerekçelerinden biri olmaya devam etmektedir. Ret gerekçelerinin büyük kısmı ise aynı noktada toplanır: alacağın likit olup olmadığı. Bu yazıda tazminatın yasal ve içtihadi şartları, hesap esası, borçlu ve alacaklı aleyhine işleyen yaptırımların ayrımı ile dosya yönetiminde dikkat edilmesi gereken noktalar ele alınmaktadır.

Yasal dayanak ve tazminatın niteliği

Tazminatın dayanağı İİK m. 67/2'dir. Hükme göre itirazın iptali davasında “borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse” borçlu, diğer tarafın talebi üzerine, iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkûm edilir. Aynı fıkra simetrik biçimde, takibinde haksız ve kötü niyetli görülen alacaklının da reddedilen miktarın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edileceğini düzenler.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/2777 K.2025/3987 (20.11.2025) sayılı kararında, icra inkâr tazminatını alacaklının genel mahkemede açtığı itirazın iptali davası sonucunda borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi hâlinde alacaklı yararına hükmolunan, icra hukukuna özgü bir tazminat olarak nitelendirmiştir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/8241 K.2024/10312 (04.11.2024) sayılı kararında ise tazminatın, aleyhine yapılan takibe itiraz eden borçluya karşı öngörülmüş bir yaptırım olduğu vurgulanmıştır. Bu nitelendirme önemlidir: Tazminat, alacaklının uğradığı zararın ispatına bağlı değildir; itirazla takibi durduran borçlunun haksızlığının yaptırımıdır.

Tazminatın şartları

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2026/1584 K.2026/1760 (28.04.2026) sayılı kararında, Yargıtay daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamasına atıfla şartlar şu şekilde sıralanmıştır:

  1. Usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması,
  2. Borçlunun süresi içinde ödeme emrine itiraz etmesi,
  3. Alacaklının itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması,
  4. Alacaklının davada haklı çıkması,
  5. İcra inkâr tazminatının talep edilmiş olması,
  6. Takibe konu alacağın likit olması.

Aynı kararda ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/2777 K.2025/3987 (20.11.2025) sayılı kararında, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşullarının aranmadığı açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla “borçlu iyi niyetle itiraz etti” savunması, kural olarak tazminatı engellemez; tartışma likidite ekseninde yürür.

Usulüne uygun takip ve süresinde itiraz

Tazminat, itirazla durmuş bir takibin varlığını gerektirir. Ödeme emri usulsüz tebliğ edilmişse veya takip hukuken geçersiz bir zemine dayanıyorsa, tazminatın dayanağı olan “haksız itiraz” kavramı da sorunlu hâle gelir. Borçlunun itirazı süresinde değilse takip zaten kesinleşmiş olacağından itirazın iptali davasının konusu kalmaz; bu nedenle davacı vekilinin, itirazın süresinde yapılıp yapılmadığını ve icra müdürlüğünce takibin durdurulduğunu dosya üzerinden teyit etmesi gerekir.

Bir yıllık süre

İİK m. 67/1 uyarınca dava, itirazın alacaklıya tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde açılmalıdır. Süre, ödeme emrinin borçluya tebliğinden veya itirazın yapıldığı tarihten değil, itirazın alacaklıya tebliğinden başlar. Bu sürenin kaçırılması hâlinde alacaklının genel hükümlere göre alacak davası açma hakkı saklıdır (İİK m. 67, beşinci fıkra); ancak bu dava itirazın iptali davası niteliğinde olmadığından icra inkâr tazminatı talep edilemez. Süre aşımının tazminat kalemini doğrudan kaybettirdiği unutulmamalıdır.

Dava açıldıktan sonra tebligat süreci de dikkat ister. Yargıtay İBBGK E.2021/1 K.2022/3 (03.06.2022) sayılı kararında (RG 26.11.2022/32025), takibe vekil aracılığıyla itiraz edilmiş olsa bile, itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asile tebliğ edilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Dava dilekçesinin takip dosyasındaki borçlu vekiline tebliğ edilmesiyle yetinilmesi, taraf teşkili bakımından sonradan bozma sebebi yapılabilecek bir eksikliktir ve tazminat dahil tüm hüküm fıkrasını riske atar.

Davada haklı çıkma ve açık talep

Tazminat kendiliğinden hükmedilmez; İİK m. 67/2 “diğer tarafın talebi üzerine” ifadesini kullanır. Talebin dava dilekçesinde açıkça yer alması gerekir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2021/6620 K.2021/11174 (30.06.2021) sayılı kararında da tazminatın, borçlunun haksızlığına karar verilmesi hâlinde ve alacaklının talep etmiş olması şartıyla hükmedilebileceği vurgulanmıştır. Davanın kısmen kabulü hâlinde tazminat, yalnız haklı çıkılan kısım üzerinden değerlendirilir.

Belirleyici ölçüt: Likit alacak

Yasal metinde açıkça yer almamakla birlikte likidite, içtihatla yerleşmiş ve uygulamada belirleyici hâle gelmiş bir şarttır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/8241 K.2024/10312 (04.11.2024) sayılı kararına göre alacağın gerçek miktarının belli, sabit olması ya da belirlenmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesi gerekmesi, böylece borçlu tarafından tahkik ve tayin edilebilmesi yeterlidir; borçlu ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumdaysa alacağın likit olduğunun kabulü zorunludur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/2777 K.2025/3987 (20.11.2025) sayılı kararı ölçütü bir adım daha somutlaştırır: Likiditenin değerlendirilmesinde alacak ve onun borçlusu birlikte ele alınmalı, borçlunun “yalnız başına” ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olup olmadığına bakılmalıdır. Bu yaklaşım, aynı alacağın farklı borçlular bakımından farklı sonuç doğurabileceği anlamına gelir. Örneğin hesap unsurlarını kendi kayıtlarında tutan işveren, kiracı veya iş sahibi için alacak belirlenebilirken, bu unsurlara erişimi olmayan bir üçüncü kişi borçlu için aynı sonuca varılmayabilir.

Hakkın özü tartışmalıysa

Likiditeyi ortadan kaldıran asıl durum, miktarın değil hakkın kendisinin tartışmalı olmasıdır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2021/6620 K.2021/11174 (30.06.2021) sayılı kararında; işçinin kıdemi ve ücreti gibi hesap unsurlarının işverence bilinen veya belirlenebilecek hususlar olduğu, 4857 sayılı Kanun kapsamında işverenin bu konularda belge düzenleme yükümü bulunduğu kabul edilmekle birlikte, istifa eden işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı tartışmalı olduğundan ve hesaba esas ücret ile ekleri de ihtilaflı olduğundan alacağın yargılamayı gerektirdiği, bu nedenle tazminata hükmedilmesinin isabetsiz olduğu belirtilmiştir.

Buradan çıkan pratik sonuç şudur: Hesaplamanın bilirkişi aracılığıyla yapılmış olması tek başına likiditeyi ortadan kaldırmaz; belirleyici olan, hesap unsurlarının borçlunun bilgisi dahilinde olup olmadığı ve hakkın özünün yargılamayı gerektirip gerektirmediğidir. Tazminat, ayıp, kusur oranı, fesih sebebinin haklılığı gibi takdire dayalı tespitlere bağlı alacaklarda genellikle reddedilir.

Belirlenebilir alacağa örnek

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2022/944 K.2023/640 (20.02.2023) sayılı karara konu dosyada, iş sahibinin elemanlarınca imzalanmış hak ediş belgesine dayanan fatura alacağı bakımından itirazın kısmen iptaline ve takibin 102.971,22 TL asıl alacak üzerinden devamına karar verilmiş; alacağın belirlenebilir olduğu gerekçesiyle bu tutarın yüzde yirmisi oranında icra inkâr tazminatına hükmedildiği görülmektedir. Örnek, iki noktayı göstermektedir: Borçlunun kendi elemanlarının imzasını taşıyan belgeye dayalı alacak, borçlu tarafından tayin edilebilir niteliktedir; tazminat ise kabul edilen kısım üzerinden hesaplanır.

Oran ve hesap esası

İİK m. 67/2, tazminat için bir alt sınır öngörür: hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere. Hâkim, tarafların durumuna ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre bu oranın üzerinde bir tazminat belirleyebilir; ancak yüzde yirminin altına inemez. Uygulamada alt sınır oranında hükmedilmesi yaygındır; daha yüksek oran isteniyorsa bunun gerekçesinin dilekçede ortaya konulması yerinde olur.

İİK m. 67'nin son fıkrasına göre, kanunda öngörülen icra inkâr tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde takip talebi veya davadaki talep esas alınır. Bu düzenleme, tazminatın hesabında talep çerçevesinin aşılamayacağını, özellikle takip sonrası işleyen kalemlerin veya talep dışı tutarların tazminat matrahına dahil edilemeyeceğini gösterir. Hüküm fıkrasında matrahın açıkça gösterilmesi, infazda tartışma çıkmasını önler.

Borçlu lehine istisna ve alacaklı aleyhine tazminat

İİK m. 67/3 uyarınca itiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Mirasçılara karşı açılan itirazın iptali davalarında bu istisna sıkça gözden kaçmaktadır; mirasçı borçlu yönünden kötü niyetin ayrıca ileri sürülmesi ve ispatı gerekir. Mirasçının murisin borcunu bilmesinin beklenemeyeceği hâllerde kötü niyetin ispatı güçleşir.

Aynı fıkra kapsamında alacaklı aleyhine tazminat ise yalnız davanın reddi yeterli değildir; alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli görülmesi gerekir. Borçlu vekili bakımından bu tazminatın da talep edilmesi şarttır; talep yoksa hükmedilmez.

Benzer tazminat ve para cezalarından ayrım

İcra ve İflas Kanunu'nda inkâr veya haksız itirazı yaptırıma bağlayan başka düzenlemeler de bulunur. Bunların şartları farklı olduğundan karıştırılmaması gerekir.

DüzenlemeYaptırımTemel şart
İİK m. 67/2Hükmolunan meblağın en az %20'si tazminatİtirazın iptali davasında haklı çıkma, talep, likit alacak
İİK m. 170/3Takip konusu alacağın en az %20'si inkâr tazminatı ve %10 para cezasıKambiyo senedindeki imzanın inkârı, imzanın borçluya ait çıkması ve takibin itirazla durdurulmuş olması
İİK m. 169/a/3Belgenin taalluk ettiği değerin %10'u para cezası (alacaklı aleyhine)Borçlunun sunduğu belgedeki imzanın alacaklıca inkârı ve imzanın alacaklıya ait çıkması
İİK m. 149/a/2Takip konusu alacağın %15'i oranındaki teminatın alacaklıya tazminat olarak ödenmesiİcranın geri bırakılması isteminin reddine karşı istinaf talebinin reddi
İİK m. 269/b ve m. 275Para cezasıKira sözleşmesindeki imzanın inkârı ve imzanın inkâr edene ait çıkması

Özellikle İİK m. 170/3 kapsamındaki inkâr tazminatı, adı benzese de itirazın iptali davasına değil icra mahkemesindeki imza itirazı incelemesine bağlıdır ve takibin itiraz üzerine durdurulmuş olmasını şart koşar. Kambiyo takiplerinde imza itirazı reddedilen borçlu için bu hüküm, İİK m. 67/2 ise genel haciz yoluyla takipte itirazı iptal edilen borçlu için uygulanır. Ayrıca İİK m. 170/3 uyarınca borçlu menfi tespit veya istirdat davası açarsa, tazminatın ve para cezasının tahsili dava sonuna kadar ertelenir.

Uygulamada dikkat: Kontrol listesi

Alacaklı vekili için

  • İtirazın alacaklıya tebliğ tarihini belgeleyin; bir yıllık süreyi bu tarihten hesaplayın.
  • Dava dilekçesinde icra inkâr tazminatını ayrı ve açık bir talep olarak yazın; oranı en az yüzde yirmi olarak belirtin.
  • Takip vekil aracılığıyla itiraz edilmiş olsa bile dava dilekçesinin asile tebliğini takip edin.
  • Alacağın likit olduğunu gösteren olguları (sözleşme bedeli, cari hesap kayıtları, borçlunun imzasını taşıyan hak ediş veya tutanaklar, borçlunun tutmakla yükümlü olduğu kayıtlar) dilekçede somutlaştırın.
  • Hakkın özü tartışmalı olabilecek kalemleri (örneğin fesih sebebine bağlı alacaklar) likit kalemlerden ayrı göstererek tazminatın en azından likit kısım üzerinden kabulünü sağlamaya çalışın.
  • Borçlu mirasçı, veli veya vasi ise kötü niyete ilişkin vakıaları ayrıca ileri sürün ve delillendirin.

Borçlu vekili için

  • Hakkın özüne ilişkin savunmayı (alacağın doğup doğmadığı, sözleşmenin feshinin haklılığı, kusur ve ayıp gibi) cevap dilekçesinde açıkça ortaya koyun; yalnız miktara itiraz, likiditeyi ortadan kaldırmaya genellikle yetmez.
  • Hesap unsurlarının borçlu tarafından bilinemeyeceğini gösteren olguları somutlaştırın.
  • Müvekkil mirasçı ise İİK m. 67/3 kapsamındaki istisnayı açıkça ileri sürün.
  • Takip haksız ve kötü niyetli ise alacaklı aleyhine tazminatı da talep edin.
  • Kısmi kabulde tazminatın kabul edilen tutar üzerinden hesaplanıp hesaplanmadığını ve takip talebi çerçevesinin aşılıp aşılmadığını kanun yolu dilekçesinde denetleyin.

Sık yapılan hatalar

  • Bir yıllık süre geçtikten sonra açılan alacak davasında icra inkâr tazminatı istemek.
  • Tazminatın talep edilmediği hâlde hükmedilmesini veya hükmedilmemesini kanun yolunda ileri sürmemek.
  • Tazminatı takip talebindeki tutarı aşan veya takip sonrası kalemleri de kapsayan bir matrah üzerinden hesaplamak.
  • Kambiyo takibindeki imza inkârı tazminatı ile itirazın iptali davasındaki tazminatın şartlarını birbirine karıştırmak.

Sonuç

İcra inkâr tazminatı, kötü niyet veya belgeye dayanma şartı aranmaksızın, usulüne uygun takip, süresinde itiraz, bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davasında haklı çıkma, açık talep ve likit alacak şartlarının birlikte gerçekleşmesiyle hükmedilir. Güncel Yargıtay kararları likiditeyi alacak ve borçlunun birlikte değerlendirilmesi suretiyle, borçlunun borç miktarını yalnız başına tayin edip edemeyeceği ölçütüne bağlamaktadır. Hakkın özünün yargılamayı gerektirdiği uyuşmazlıklarda tazminat reddedilmekte, hesap unsurlarının borçlunun bilgisi dahilinde olduğu alacaklarda ise kabul edilmektedir. Alacaklı ve borçlu vekillerinin dilekçelerini bu ayrım üzerine kurması, tazminat kaleminin akıbetini büyük ölçüde belirlemektedir.

Yararlanılan kaynaklar

Mevzuat

  • İİK m.67
  • İİK m.170
  • İİK m.169/A (İtirazın incelenmesi)
  • İİK m.149/A (İcranın geri bırakılması)
  • İİK m.269/B (İtiraz ve kaldırılması usulü)
  • İİK m.275

Yargı kararları

  • 6. Hukuk Dairesi E.2024/2777 K.2025/3987
  • 10. Hukuk Dairesi E.2024/8241 K.2024/10312
  • 6. Hukuk Dairesi E.2026/1584 K.2026/1760
  • Yargıtay İBBGK E.2021/1 K.2022/3 (03.06.2022) — RG 26.11.2022/32025
  • 9. Hukuk Dairesi E.2021/6620 K.2021/11174
  • 6. Hukuk Dairesi E.2022/944 K.2023/640

Sık sorulan sorular

İcra inkâr tazminatı için borçlunun kötü niyetli olması gerekir mi?

Kural olarak hayır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2026/1584 K.2026/1760 (28.04.2026) sayılı kararında, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın belgeye bağlanması koşullarının aranmadığı belirtilmiştir. Ancak İİK m. 67/3 uyarınca itiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise tazminat kötü niyetin sübutuna bağlıdır.

Likit alacak ne demektir?

Alacağın miktarının belli olması ya da belirlenmesi için gereken tüm unsurların borçlu tarafından bilinmesi veya bilinmesinin gerekmesidir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E.2024/2777 K.2025/3987 (20.11.2025) sayılı kararına göre alacak ve borçlu birlikte değerlendirilir ve borçlunun ne kadar borçlu olduğunu yalnız başına tespit edip edemeyeceğine bakılır. Hakkın özü tartışmalıysa alacak likit sayılmaz.

İcra inkâr tazminatı hangi tutar üzerinden hesaplanır?

İİK m. 67/2 uyarınca hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere belirlenir. Davanın kısmen kabulünde kabul edilen kısım esas alınır. İİK m. 67'nin son fıkrasına göre tespitte takip talebi veya davadaki talep esas alınır.

Bir yıllık süre geçtikten sonra açılan davada icra inkâr tazminatı istenebilir mi?

Hayır. İİK m. 67/1'deki bir yıllık süre itirazın alacaklıya tebliğinden başlar; bu süre geçirilirse alacaklı ancak genel hükümlere göre alacak davası açabilir. Bu dava itirazın iptali davası olmadığından icra inkâr tazminatı talep edilemez.

İşçilik alacaklarında icra inkâr tazminatına hükmedilir mi?

Hesap unsurları işverence bilinen veya belirlenebilen alacaklarda hükmedilebilir. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi E.2021/6620 K.2021/11174 (30.06.2021) sayılı kararında, istifa eden işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığının ve esas ücretin tartışmalı olduğu durumda alacağın likit olmadığı ve tazminata hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.

İlgili yazılar

Tahliye Amaçlı İlamsız Takipte Örnek 13 ve Örnek 14: Doğru Yolu Seçmek ve Hak Kaybını Önlemek

Kiralanan taşınmazın ilamsız icra yoluyla tahliyesinde örnek 13 ödeme emri kira borcunun ödenmemesine, örnek 14 tahliye emri ise süre bitimi ve yazılı tahliye taahhüdüne dayanır; yanlış örnek seçimi tahliye talebini doğrudan tehlikeye atar. Bu yazı iki yolun şartlarını, sürelerini, itiraz sonrası seçenekleri ve takip talebinde dikkat edilecek noktaları uygulama odaklı ele alıyor.

Devamını oku →

İcra Takibinde Zamanaşımı: Kesinleşme Sonrası Süre, Kesen İşlemler ve Düşmeden Ayrımı

Takip kesinleştikten sonra dosyanın hareketsiz kalması, takibin düşmesinden bağımsız olarak alacağın zamanaşımına uğramasına ve icranın geri bırakılmasına yol açabilir. Yazıda ilamlı ve kambiyo takiplerinde süreler, TBK m. 157/2 kapsamında kesen işlemler, zamanaşımının işlemediği haller ve güncel Yargıtay kararları ele alınmaktadır.

Devamını oku →

Taşınmaz Haczinden İhaleye: Satış Talebi, Kıymet Takdiri ve İtiraz Yollarında Kritik Eşikler

Taşınmaz haczinden ihaleye kadar her aşama, hak düşürücü sonuçlar doğurabilen kısa süreler ve şekil şartlarıyla örülüdür; özellikle satış talebinin gider avansıyla birlikte süresinde yapılması ve kıymet takdirine zamanında itiraz edilmesi dosyanın kaderini belirler. Bu yazı, İİK m. 87, 102, 106 ve 128 çerçevesinde Yargıtay'ın güncel eğilimini ve ihalenin feshi aşamasında değer itirazının sınırlarını ele alıyor.

Devamını oku →